top of page

NIGHT SHIFT (Hayaletin Garip Huyları)

  • stephenistheking47
  • 26 Eyl 2022
  • 37 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 24 Ara 2024


1-JERUSALEM’S LOT


Karakterler :

Charles Boone (ana karakter , köşkün sahibi konumunda)

Calvin McCann (Charles’ın uşağı)

Mrs. Cloris (Köşkün eski hizmetkarı)


Mekan: Maine, Chapelwaite Köşkü, Preacer’s Corners (Vaizin köşesi) (Jerusalem’s lot’a çok yakın)

Tarih: 1850

Sayfa Sayısı: 42


Konu: Eşi Sarah öldükten sonra beyin humması geçiren ve ölüm döşeğine kadar gelen Charles Boone en yakın arkadaşlarının sayesinde uzun zamandır konuşmadıkları kuzeniyle irtibata geçer ve onun yaşadığı köşkü ziyaret eder.Fakat kuzeni o gelmeden önce ölmüştür.Charles Boone’nun en yakın arkadaşlarıyla mektuplaşmasını, Calvin McCann’in günlüğünü ve bulduğu büyükbabasının günlüğünü anlatır bu hikaye


Jerusalem's Lot ile ilgili önemli bilgiler:


@ Salem’s Lot (korku ağı) kitabinin öncesini anlatan bir hikaye


@ Mektuplaşma ve günlüğü okuma şeklinde geçiyor


@ Charles Boone oraya taşındığı için köyde tam bir deli damgası yiyor. Çünkü köydekiler o köşkte kalan birinin ya deli olduğunu ya da delirmeye aday olduğunu düşünüyor@ Mrs. Cloris, Charles Boone’nun tehlikede olduğunu düşünüyor çünkü “ kan kanı çeker” diyor


@ Charles ailenin geriye kalan hayattaki tek üyesi (olduğunu düşünüyor)

@ Köşkün tam 23 odası var


@ Köşk Charles Boone’nun büyükbabası ve büyükamcası tarafından inşa edilmiş


@ Chapelwaite ve Marsten house aynı köşkler değil. Marsten house 1930 yılında inşa edilmiş


@ Charles köşkte kalmaya başladıktan hemen sonra yazdığı ikinci mektupta geceleri tavan arasında fare sesleri duyduğundan bahsediyor. Ama oldukça büyük fareler hatta insan boyutunda olduğunu düşünüyor.evde hiç fare deliği ve pisliği bulmamasına rağmen


@ 1789 yılında köşkte kaybolan bazı eşyalar yüzünden aile birbiriyle küsmüş ve konuşmuyorlar. Bilinen hikaye bu ama aslında buna sebep olan Robert ve Phillip arasındaki dargınlığın baslama sebebi dünyada sadece 5 adet bulunan sapkın bir dille yazılmış dini bir kitap


@ kitap yani “de vermiş mysteriis” solucanın esrarları içinde küfür sayılacak dualarla dolu

@ Charles Boone uşağı Calvin Mccann ile köşkte kalıyor


@ 10 gün kadar sonra evin içinde buldukları haritayı takip ederek köşkten 16-17 km ötedeki Jerusalem’s lot kasabasını keşfediyorlar ve orda nerdeyse 50 yıldır hayat belirtisi olmadığını fark edİyorlar


@ Jerusalem’s lot 1710 yılında Püritenlerin bir kolu olan grup tarafından kurulmuş.Başında ise dini bir fanatik olan James Boon adlı kişi var


@ Charles Boone ,James Boon ile akraba olduklarını düşünüyor.


@ İlk mektup 2 ekim 1850 de son mektup ise 4 kasım 1850…


@ Boone ailesi o köşkte yaşamaya başladığından beri hep uğursuzluğa uğramış gibi garip kazalarla ölmüşler o köşkte


@ Charles Boone büyükbabasının günlüğünü bulduktan sonra anlıyoruz ki 1781 yılında köşkte yaşamaya başlıyorlar , köşke ölüm ise 1789 yılında gelmiş.getiren de Jerusalem’s lot’u ziyaret eden büyükbabasının kardeşi Phillip


@ Jerusalem’s Lot’daki kilisenin sahibi James Boon yani solucan diye tabir edilen yaratığın hizmetkarı


@ Charles bu kötülüğün bitmesi için denizde intihar etmeye gittiğini anlıyoruz


@ Hikayenin sonunda anlıyoruz ki Charles Boone ailenin son üyesi değilmiş.Robert’in yanin büyükbabasının evlilik dışı ilişkisinden olan 2 çocuğu daha varmış.işte bu hikaye onlardan birinin çocuğunun yani Charles’ın kuzeninin 1971 yılında köşkte bulduğu bu mektuplaşmayı yayınlamasını anlatıyor.O kuzenin ismi Robert James Boon


@ Köşke yerleşen Robert James Boon, her şeyin beyin hummasından kaynaklandığını , aslında böyle şeylerin olamayacağını ama Charles’ın haklı olduğu tek noktanın köşkün içinde yaşayan fareler olduğunu söyleyerek bitiriyor.


Önemli Alıntılar:


@ Chapelwaite'te oturan ya delidir ya da delirme tehlikesi ile karşı karşıyadır...


@ Masalar ve sandalyeler hayalet nöbetçiler gibi duruyorlardı. New England ikliminin neden olduğu büyük ısı değişiklikleri yüzünden eğilip bükülmüş ve toz içinde kalmışlardı. ama bunun dışında sapasağlamdılar. sanki sessizlikle geçen uzun yıllar boyunca çoktan ölen insanların yeniden içeri girip içki istemeleri, iskambilleri dağıtmaları ve pipolarını tüttürmeleri için beklemişlerdi.


@ Ölümün şemsiyesinin altında yürümüş ve bundan daha karanlık bir yer olmayacağını düşünmüştüm.


@ Uysallar kutsaldır.


@ Kabus görmekten korktuğum için uyuyamıyorum. Dehşet verici deliliklerle karşılaşmaktan korktuğumdan uyanık kalamıyorum.


Chapelwaite, Amerikalı yazar Stephen King'in "Jerusalem's Lot" adlı kısa öyküsüne dayanan bir Amerikan korku televizyon dizisidir. Peter ve Jason Filardi tarafından yazılmıştır. 22 Ağustos 2021'de Epix'te prömiyeri yapılmıştır. 17 Ekim 2021 tarihinde final bölümü yayınlanmıştır.

Başrol oyuncuları: Adrien Brody; Emily Hampshire

Dizi hikayeye büyük çoğunlukta sadık kalınarak uyarlanmış.

Farklılıklar:

Charles Boone hikayede köşke uşağı ile yerleşiyor, dizide ise 3 çocuğu ile.

Dizide Jacob ismiyle geçen karakter kitapta James Boon ismi ile geçiyor.

Charles Boone hikayenin sonunda insanlığın iyiliği için ölmem gerek damarlarında son Boone kanı taşıyan benim diyip denize açılarak bir nevi intihar ediyor fakat dizinin sonunda vampire dönüşerek kitabı göğsünün içine yerleştirerek denize açılıyor. Geriye 3 çocuğunu bırakarak gidiyor.

Dizi akışı ve çekim tarzı açısından etkileyici bir yapım olmuş.



2- GECE VARDİYASI (Graveyard shift)

Karakterler :

Hall (ana karakter) fabrika işçisi

Warwick (usta başı)

Wisconsky (işçi)


Mekan: maine, gates falls

Tarih: 4 temmuz (kurtuluş günü)

Sayfa Sayısı : 21


Konu: Bir fabrikada pamuk atma makinesinde gece vardiyasında çalışan işçilerin büyük bodrum katı temizliği yaparlarken orada yaşayan sıçanları keşfetmesinden sonraki korku dolu hikayesi.


Gece vardiyası (Graveyard Shift) ile ilgili önemli bilgiler:


@ Bu kısa hikaye 1970 yılında yazılmış ama 1978 yılında bu kitap içerisinde basılmış


@ Hall kendi halinde yalnız takılmaya seven bir insan olduğu için gece vardiyasında çalışmayı seviyor


@ Sıçanlar aslında sadece bodrum katında değil tek tük de olsalar fabrikanın üçüncü katında da varlar (Hall’ın asıl görevli olduğu kat)


@ 4 temmuz, Amerika’nın kurtuluş günü haftasında fabrika tatile girecektir ve o zaman tam 12 yıldır el sürülmeyen bodrumda büyük temizlik yapılacaktır


@ Bodrum katında büyük temizlik yapılmaya başlandığı zaman sıçanların aslında orada imparatorluk kurduğunu anlıyorlar


@ Sıçanların aslında bodrum katının da altında evrime uğramış ve bir çok farklı şekilde orada yaşadıklarını keşfediyoruz


@ Aslında inek boyutunda olan kraliçe sıçan ve binlerce mutasyona uğramış diğer sıçanların bodrumun alt katında kurduğu imparatorluk


Önemli alıntılar:


@ Bir süre sonra sıçanlar ortaya çıktılar ve uzun odanın arka tarafındaki çuvalların üstüne oturup gözlerini kırpmadan onu seyretmeye başladılar. Tıpkı bir jüri heyetini andırıyorlardı.


@Burada sıçanlara bir şey olmuş, güneş altında asla yaşayamayacakları iğrenç bir mutasyon geçirmişlerdi; tabiat böyle bir şeye izin vermezdi. A ma burada tabiat korkunç, yeni bir yüz takınmıştı.


Graveyard shift film yorumu:


1990 yılı yapımı uzun metrajlı film olan "Graveyard Shift" filmin sonunda hikayenin akışı ile aynı paralellikte ilerlemiyor.

Film çok eski bir tekstil imalathanesinde çalışan bir grup işçiye odaklanıyor. İmalathane ciddi bir fare istilasındadır. İşçiler olayın sebebini öğrenmek için bütün ekip aynı anda bodruma iniyor. Ve orada mutasyona uğramış bir yarasa ile karşılaşıyorlar. Yarasa Hall hariç bütün ekibi öldürüp yiyiyor. Sadece Hall kurtulup üst kata çıkıyor. Yaratık da Hall'ı takip ederek peşinden üst kata geliyor ve Hull kuyruğu makineye sıkışan yaratığı makineyi çalıştırarak öldürüyor.


Hikayede ise Hall ve Warwick bodruma birlikte iniyorlar. Hall mutasyona uğramış bir yarasa tarafından Warwick ise Kraliçe sıçan tarafından yeniliyorlar ve geri dönmeyince yukardaki arkadaşları meraklanıp aşağıya inmek istiyorlar. Kendilerini aşağıda kötü bir şey olmadığına ikna ederek tek tek bodrum kata iniyorlar ve hikaye orada sonlanıyor.




3-NIGHT SURF(Gece Dalgaları)


Karakterler :

Bernie (ana karakter- anlatıcı)

Susie (kız arkadaşı)

Needless (arkadaşları)


Mekan : New Hampshire , Anson Beach

Tarih: 1969

Sayfa Sayısı : 10


Konu: Güneydoğu Asya’dan yayılan bir grip dünyadaki tüm canlıları yok etmeye başlamıştır. Aralarında bazılarının bağışıklığı vardır. İşte o kolej öğrencilerinin kumsalda yaşadıkları ve yaşanacaklara dair yüzleşmeleri


Night Surf (Gece Dalgaları) hakkında önemli bilgiler:


@ Bu kısa hikaye efsanevi The Stand (Mahşer)  eserinin evrenine ait.


@ 1969 yılında kaleme alınmış ve  1978 yılında bu kitabı içinde yayınlanmış


@ Hikaye ,bir grup gencin bir kumsalın dışarısında virüsten dolayı hastalanmış birini canlı canlı yakmalarıyla başlıyor.Bu da hayatta kalan insanların da delirme sürecine adım attığını görüyoruz.Çünkü adamı yakma sebeplerini eğer birini kurban verirsek belki bu hastalık peşimizi bırakıra bağlamışlar


@ İnsanlığı yok eden virüsün ismi “Captain Trips” ya da “A6” diye geciyor


@ Bernie ve arkadaşları daha önce A2 (hong hong) virüsüne yakalandıkları için bağışıklık kazandıklarına inanıyor


@ Needles hastalanınca bağışıklılığın olmadığını anlıyorlar


@ “just the flu” bu hikaye ile birlikte viral olmuş bir cümle. Yok olan insanlığı gelecek uzaylılara sebebini bu şekilde yazmak isteyen Bernie’nin düşüncesi


Önemli Alıntılar:

@ Okyanus tıpkı insanın bir avuç krakeri yiyişi gibi, bunların hepsini yiyip yutmuştu


@Kimse ağustos ayındayken kışı düşünmemeli

 

Hikayenin filmi hakkında bilgiler:


Hikayenin yönetmeni: Peter Sullivan

Senaryosu: Peter Sullivan

Yapım yılı: 2002 olan 30 dakikalık kısa bir filmi var.

Fakat yapımın dili Rusça ondan dolayı film yorumu yapamıyoruz. Fakat izlemek isteyen olursa diye linki ekliyorum




4- BEN BİR KAPIYIM (I am the doorway)


Karakterler :

Arthur : Ana karakter.Astronot

Richard : Arthur’un arkadaşı, hikayeyi anlattığı kişi

Cory : Arkadaşı, Venüs yolculuğundaki astronot


Mekan: Key Caroline

Geçtiği Tarih: yakın gelecek

Sayfa Sayısı: 16

Konu: Bir uzay seyahati sonucunda virüs kapan bir astronotun yaşadıkları anlatılıyor.


Ben bir kapıyım (I am the doorway) hakkında önemli bilgiler:


@ ilk 1971 yılında yazılmış ama bu kitapta 1978’de yayınlanmış


@ Arthur engelli, eski bir astronot.Venüs gezegenine yolculuğu sırasında mutajene maruz kalıyor ve korkunç bir değişime uğruyor


@ Arthur’un nasıl mutajene maruz kaldığını öğrenemiyoruz.Ama muhtemelen arkadaşı Cory mekiğin dışına çıktığında virüsü alıyor ve ona bulaştırıyor


@ Arthur ve Cory dünyaya dönerlerken inişte kaza geçirirler ve orada Cory ölürken Arthur sakat kalır


@ Arthur mutasyona uğradığını ellerinde oluşan gözlerle anlar.Bu uzaylıların dünyaya açılan kapısı olur


@ Arthur’un elinde açılan bu gözler sayesinde uzaylılar önce Arthur’un bakışından dünyayı görürler, sonra vücudunu kontrol ederek korkunç cinayetler işlerler


@ Arthur ellerini sargıyla kapalı tutar.Kaşıntı çoğaldığı zaman dayanılmayacak duruma geliyor


@ Richard, Arthur’un hikayesini defalarca dinledikten sonra ona zorla ellerini açmasını söyler.Bu da O’nun sonu olacaktır


@ Richard öldükten sonra Arthur ellerini gaz yağına bulayarak yakar ve kurtulduğunu düşünür.


@Hikayenin sonunda 7 yıl sonra Arthur’un göğsünde çıkan gözlerin olduğunu anlarız.mutasyon asla bitmez.


Önemli Alıntılar:


@ Belki de insanlar olarak uzaya ait değilizdir.


@ Dünyadaki hiçbir duyguya benzemiyordu bu. sanki ben yarı aralık bir kapıydım. Ve onlar o aralıktan nefret ettikleri ve korktukları bir dünyayı seyrediyorlardı. İşin kötüsü, ben de bir bakıma onların gözüyle görebiliyordum. Beyninizin bir karasineğin bedenine geçtiğini düşünün. kendi yüzünüze binlerce bakan bir karasineğe. İşte belki o zaman ellerimi neden sardığımı anlarsınız. Etrafta onları görecek bir kimse olmadığı zaman bile.


@ Ve bakan sadece ben değildim.


@ Taşıtın paneline dokundum.Bu da ölü. Ama sen taşıta bindiğin zaman onun hareket etmesini sağlıyorsun. Arabanın insan öldürmesini bile sağlayabilirsin. Taşıt istese bile seni durduramaz.


5-CANAVAR (Mangler)


Karakterler :

John Hunton : (polis memuru) ana karakter

Mark Jackson : (profesör) Hunton’ın arkadaşı

Roger Martin : (müfettiş)

Sherry Oulette : (bakire kız)


Mekan: Mavi Kurdele Çamaşırhanesi

Geçtiği Tarih: Belirsiz

Sayfa Sayısı: 24


Konu: Bir çamaşırhanedeki pres makinesinin insanları öldürmesini ve bunu araştıran dedektifin ve ingilizce profesörünün hikayesini konu alıyor


Canavar (Mangler) hakkında önemli bilgiler:


@ King ünlü olmadan önce buna benzer bir çamaşırhanede çalışmış


@ Hunton 14 yıllık bir polis


@ Makinenin markası Hadlet-Watson Model 6 Hızlı Pres ve Katlama manesi


@ Makine 9 metre boyunda ve 1.80 enindeydi


@ Yaşanan ölüm olayından sonra yapılan incelemede makine kusursuz çıkıyor, ihmal olmadığı gözüküyor.


@ Fakat o kadar dehşet bir ölüm oluyor ki kaza olmasına ihtimal vermek imkansız gibi.Makineden şüphelenmeleri işte o zaman başlıyor


@ Müfettiş Martin iki yıl önce bir buzdolabının içinde ölü bulunan köpek, çocuk ve kuşların hikayesini hatırlayarak neyle karşılaştığının farkına varır


@ Arkadaşı Jackson olaydan bir hafta sonra makinenin içinde kötü ruhlar olabileceği fikrini ortaya koyuyor


@ Makinedeki vahşi ölüm olayı yaşanmadan önce aynı yerde çalışan bakire bir kız elini yanlışlıkla keserek kanın makineye akmasına neden olmuş.Kızın bakire olduğunu Onun evine gidip sorarak öğreniyor Hunton ve Jackson.İblisin makineyi ele geçirmesine sebep olan olayın da bu olduğundan emin oluyorlar


@ Bakire kanı aslında bir tamamlayıcı olmuş çünkü daha önce bir ilaç ve içine kaçan canlı yarasa ile birlikte tamamen tesadüfen gerçekleşen bir iblis çağırma ritüeli oluşmuş böylece


@ Ölüm olayından sonra makine önce çalışanları buhar çıkararak üzerlerinde yanık olmalarını sağlıyor başka bir gün de ustabaşının kolunu kapıyor.Ana sigorta kapatılmış olmasına rağmen çalışmaya devam eden makineden baltayla kolu keserek ustabaşını kurtarıyorlar


@ Hunton ve Jackson iblisi makineden çıkartmak için mekana gittiklerinde maneyi çalışır halde bulurlar.Yani makine onları beklemektedir.


@ İblisi çıkartmak için incili okudular


@ Jackson öldükten sonra oradan kaçan Hunton ve makinenin sokakta yalnız başına ilerlemesiyle sona eren bir hikaye


Önemli Alıntılar:


@ İnsan denen yaratığın güdüleri onu kalıntıları seyretmeye zorlardı.




6-ÖCÜ (The boogeyman)


Karakterler :

Lester Billings : Baba (ana karakter)

Dr.Harper : psikiyatr


Mekan: Dr.Harper’ın ofisi (New York)

Geçtiği Tarih: 1974

Sayfa Sayısı: 16


Konu:

3 çocuğunu da kaybeden bir babanın, psikoloğa gelerek ölümlerin sebebi olarak kendisini gösterdiği hikayesini anlatması.


Öcü (the boogeyman) hakkında önemli bilgiler:


@ 1973 yılında yazılmış , bu kitapta 1978 yılında yayınlanmış


@ Billings 28 yasında ve New York’da bir şirkette çalışıyor.polise değil de psikoloğa gelmesinin sebebi ölümlerin sebebinin sorumlusu olarak kendisini göstermesi nedeni olarak da dolaptan çıkan bir öcünün öldürmesi


@ Billings odadayken dolabı ve onun içinde ne olduğunu soruyor.Dr.Harper dolabı açıp ona gösteriyor ve içi rahatlıyor


@ Billings annesi tarafından inanılmaz bir baskı altında ve aşırı kontrollü şekilde yetiştirilmiş.Aslında kendisinin bile fark edemediği kadar, çocuklarının ölümüne sebep olacak kadar korkak! Kadınlara karşı olan bakış açısı da oldukça aşağılayıcı. Karısı evlenmeden hamile kaldı diye karısına karşı tavırlarından bunu net bir şekilde anlıyoruz..


@ ilk çocuğu Denny kendi odasında yatarken bir gece öcü gördüğünü söyleyerek ağlıyor. Durumu önemsemiyorlar ve sonraki gece ölü bulunuyor


@ İkinci çocukları Sherry de aynı şekilde ölüyor. Fakat öncesinde anlaşılmaz bir şekilde kızlarının başka odada yatmasını isteyen bir baba profili görüyoruz. Sebep olarak da onu korkak yetiştirmek istememesini söylediğini görüyoruz


@ Üçüncü çocuğu ile aynı odada yatmalarına rağmen dolaptan gelen sesler duyulmaya başlayınca oğlunu tekrar başka odada uyutan Billings’in aslında ne kadar korkak olduğu ve oğlunu adeta kurban ettiğini anlıyoruz


@ Hikaye sürpriz bir sonla bitiyor. Aslında Dr.Harper’ın Öcü olduğunu anlıyoruz ve asıl kurbanın ise Billings.


@ Asla bir Öcü’den kaçamazsın


Önemli Alıntılar:


@ Andy bir kazaydı. Rita bana öyle dedi. Doğum kontrol yöntemlerinin bazen işe yaramadığını söyledi. Ama bence aslında kaza değildi. Çocuklar erkeği eve bağlarlar, bildiğiniz gibi. Bu durum kadınların hoşuna gider. Özellikle erkek onlardan daha zeki olduğu zaman.


@ Cenaze töreninden 1 ay sonra Shirl'ü Denny'nin eski odasına geçirdik. Rita buna engel olmak için benimle durmadan tartıştı. Ama son sözü ben söyledim. Tabii bu bana da acı verdi. Tabi ki. Tanrım. Shirl'ün bizim odada yatmasını seviyordum. Ama bir çocoğu fazla korumak hiç doğru değildir. Böyle davrandınız mı çocuğu sakatlarsınız. Ben küçükken annem beni plaja götürür, ondan sonra da avaz avaz bağırıp dururdu. ' O kadar açılma, o tarafa gitme! daha 1 saat önce yemek yedin. Orada akıntı var, şu taraf boyunu aşıyor!' Tanrım! Annem bana köpek balıklarının gelip gelmediğine bile dikkat etmemi söylerdi. Sonunda ne oldu şimdi denizin kenarına bile gidemiyorum. Gerçek bu bir kumsala yaklaşır yaklaşmaz kramplar başlıyor. Rita bir keresinde onu ve çocukları Savin Rock' a götürmem için ısrar etmişti. Denny sağdı o sırada. Ben köpek gibi hastalandım böyle şeyleri bilirim. Anlıyor musunuz? Çocukları fazla korumaya hiç gelmez. Kendi kendinizi de öyle. Hayat devam eder.


@ Ritaya gidip yanıldığımı nasıl itiraf edebilirdim? Güçlü olmak zorundaydım. O öyle zatıf karakterliydi ki! Daha evli değilken benimle hemencecik yatmasından anlaşılmıyor mu bu?

Doktor, ' Ama şu da var.! dedi. Siz de evli değilken onunla hemencecik yattınız.'


@ Bazen kendi kendime, bir şeyi çok uzun süre düşünür ve buna inanırsan diyordum, sonunda o şey gerçek olur. Belki de çocukken çok korktuğumuz o canavarların hepsi gerçekti. Frankenstein, Kurt Adam, Mumya... Taş ocaklarına düştükleri, gölde boğuldukları sanılan ya da bir daha izleri bulunamayan çocukları da onlar öldürüyorlardı... Belki...


Hikayenin 1982 yapımı ingilizce dilinde altyazısız bir çekimi bulunmakta.


7-Gri Madde (Grey matter)

Karakterler :

Anlatıcı (ismi belirtilmemiş)

Henry Parmalee : Barın sahibi

Richie Grenadine : Mutasyona uğrayan kişi

Timmy Grenadine : Richie’nin oğlu


Mekan: Bangor,Maine

Geçtiği Tarih:

Sayfa Sayısı: 14


Konu: İçtiği kötü bir biradan kaptığı bakteriyle mutasyona uğrayan bir adamın hikayesi

Gri Madde (Grey Matter) hakkında önemli bilgiler:


@ 1973 yılında yazılmış 1978 yılında da bu kitapta yayınlanmış

@ Hikayede geçen Harlow Sokağı ismi daha önce Rage adlı romanda da kullanılmış

@ Hikayeyi ismi belirtilmeyen bir anlatıcının ağzından okuyoruz

@ Değişime uğrayan Richie eskiden her zaman bara gelip en ucuz kasadan bira alıp içen biriydi.Bir sebepten dolayı işten ayrıldıktan sonra onu barda gören olmadı bir daha


@ Richie’nin oğlu Timmy Henry’in barına gelip yardım istedikten sonra oraya giden kişiler Anlatıcı, Henry ve Bertie

@ Bardan çıkıp eve giderlerken hikayeyi dinliyoruz

@ Richie içtiği bozuk bira yüzünden mutasyona uğruyor.İlk başlarda evden çıkamıyor, sonr ışık onu rahatsız ediyor sonrasında sadece karanlıkta olmak isteyecek kadar kötüye gidiyor.Aynı zaman da şeklen de değişim başlıyor ve gri bir yaratığa dönüşüyor

@ Hikayenin sonuna yaklaştığımızda Richie’nin önce kedi yediğini sonra fa bununla yetinmeyip insan yediğini anlıyoruz

@ Hikayenin sonunda Richie’nin dönüştüğü yaratığın bölünerek çoğalabileceğini görüyoruz.Henry’nin ateş ettiğini biliyoruz ama sonucu anlayamıyoruz.Bara geri kaçan anlatıcı ve Bertie kimin geri döneceğini merakla beklerken hikaye sona erer


Önemli Alıntılar:


@ Ama en fecisi bu değildi. Gözleri yamyassı, sarı ve vahşiydi. İnsan ruhuyla hiçbir ilişkisi yoktu bu gözlerin.


Film adaptasyonu:

Creepshow dizisi 1.sezon 1.bölüm




8-SAVAŞ MEYDANI (Battleground)


Karakterler:

John Renshaw: kiralık katil

Hans Morris: oyuncak firmasının sahibi


Mekan: Bilinmiyor

Geçtiği Tarih: 20 nisan

Sayfa Sayısı: 11


Konu: Çok başarılı bir kiralık katilin Miami’deki Morris Oyuncak Şirketinin sahibini öldürmesinden sonra kendisine yollanan minik bir paketten çıkan minik asker taburuyla olan savaşını anlatıyor.


Savaş Meydanı (Battleground) hakkında önemli bilgiler:


@ 1972’de yazılmış bu kitapta 1978 yılında yayınlanmış

@ Renshaw yılda sadece 2 kez adam öldürme işini yapıyor, İşinde oldukça başarılı ve asla iz bırakmıyor

@ Cinayetten sonra maktulun annesi tarafından yollanan yarım metrelik bir paket alıyor.Önce bomba sanıyor ama umursamıyor sonra açtığında içinden adeta bir minik asker taburu çıkıyor.İsmi de “Amerikan Askeri Vietnam Sandığı”

@ İçerisinde “20 asker, 10 helikopter, 2 makineli tüfekli adam, 2 bazukalı adam, 2 sıhhiyeci ,4 jip” bulunuyor

@ Askerlerin boyu sadece 4 cm

@ Otel odasının içerisinde kanlı bir savaş başlıyor sonunda ise büyük bir patlamayla son buluyor.İşte o an öğreniyoruz ki aslında sandığın içerisinde daha “ 1 roketatar, 20 karadan havaya twister füzesi ve 1 tam ölçekli termonükleer silah maketi” bulunuyor.


Önemli Alıntılar:


@ Sürgülü cam kapıyı açtıktan sonra dışarıya çıktı. Hava soğuktu, rüzgar ince paltosunu delip geçiyordu. Buna rağmen bir süre terasta kalıp tıpkı bir generalin ele geçirdiği ülkeye baktığı gibi, şehre baktı. Trafikteki arabalar sokaklarda böcek gibi geziyordu. Uzaklarda, altın renkli öğlen sonrası güneşi içine gömülmüş gibi duran Körfez Köprüsü bir serap gibi görünüyordu. Doğuda yüksek katlı binalar, tıkış tıkış pis apartmanlar ve paslanmaz çelik ormanına benzeyen televizyon antenleri nedeniyle başka hiçbir şey görünmüyordu. Yukarıda olmak güzeldi. Çukurda olmaktan daha iyiydi.





9-KAMYONLAR (Trucks)

Karakterler:

Anlatıcı: (ismi belirtilmemiş)

Snodgrass: (takım elbiseli pazarlamacı)

Kamyon şöförü: (ismi belirtilmemiş)

Aşçı: (ismi belirtilmemiş)

Jerry ve Kız arkadaşı


Mekan: Conant Kamyon Durağı

Geçtiği Tarih: Bilinmiyor

Sayfa Sayısı: 21


Konu: Otoyolda kamyonların duraklama tesislerinde bulunan 6 kişinin etrafının şöförsüz kamyonlar tarafından sarılmasını ve saldırıya uğramalarını anlatan kısa hikaye

Kamyonlar (Trucks) hakkında önemli bilgiler:


@ 1973 yılında yazılmış, 1978 yılında bu kitapta yayınlanmış


@ King bu hikayesinde de kamyonlara ruh katmış ve onları katil yapmış.Kamyonların neye kızdığı bilinmiyor

@ King romanlarının en önemli özelliği ve güzelliği hikayenin sonunda kimin galip geleceğini tahmin edememenizdir.Yani katiller galip gelebilirler.Tıpkı bu hikayedeki kamyonların galip geldiği gibi

@ Hikayenin başında duraklama tesisinde mahsur kaldıklarında 7-8 kamyon varken hikayenin sonunda kilometrelerce kuyruk olduğunu biliyoruz


@ Kamyonların neden çıldırdığını ve insanlara saldırdığının sebeplerini bilmiyoruz.Ama sürücüsüz kamyonlar insanlardan adeta intikam alıyormuşcasına terör estiriyorlar

@ İçeride mahsur kalan herkes hikayesini anlatırken yolcu otobüsünün de yolda giderken araçlara çarpa çarpa gittiğini yani kamyonlar tırlar gibi cinnet geçirdiğini öğreniyoruz

@ Dışarıda motorları devamlı çalışır halde duran kamyonların benzini bittiği zaman kurtulduğunuzu sanıyordunuz ama onlar mors alfabesine uygun korna çalarak benzin talebinde bulundular.Karşılığında hayatınızı bağışlamak karşılığında…

@ Şantaj yapan kamyonaların en büyük silahı onlara yardıma gelen buldozer

@ Benzin istasyonundaki benzin bittiği zaman bir tanker gelip benzin takviyesi yapıyor. Her şey planlı her şey kusursuzca işliyor


@ Hikayenin sonunda anlatıcı, aşçı ve kız kalıyor.Anlatıcının havaya bakıp 2 uçak görmesi ve içinde pilot tarafından kullanılıyordur diye ummasıyla son buluyor


@ 1980 yılında Stephen King’in yönetmeliğini yaptığı bir Maximum Driver adlı sinema filmi mevcut.King bu filmi ve yönetmenlik deneyimini bir hata olarak değerlendirmiş


@ 2000 yılında bu kez de TV uyarlaması olarak karşımıza çıkmış bir versiyonu bulunuyor


Önemli Alıntılar:

@ Kamyoncu sigara makinesini açmıştı. Altı ya da sekiz paket sigara aldı. hepsini ceplerine yerleştirdi. Sonra bir paketi açtı. Yüzünde heyecanlı bir ifade vardı. Sigaraları içecek miydi, yoksa yiyecek miydi pek anlaşılmıyordu...


@ Hafifçe gülümsedi. Hastalıklı bir gülümsemeydi. Ama hiç gülümsememesinden daha iyiydi.


@ Dışarda kamyonların gürültüsü daha çok duyuluyordu. Tehdit doluydu bu homurtular. SankiSanki kamyon değil de vahşi hayvanlardı. İçeriden sahne insana bir filmin bölümüymüş gibi geliyordu. Ama dışarıda olay gerçekti.


@ Uyuklamaya başlıyor ama koyun yerine kamyonları sayıyordum.


@ Buldozer yeniden vurdu. Bütün bina zıngırdadı. Bir iki defa daha vurduğu taktirde tezgaha yaklaşıp bir fincan kahve içebilecekti.


@ Kız daldı gitti. Bir köşeye uzanıp başını bir masa örtüsüne dayamış. ama uykusu arasında bile yüzü halen gergin. Zamanın etki etmediği, yaşı olmayan, savaş görmüş birinin yüzü bu.


@ İki uçak kararmaya başlayan doğu ufkunda arkalarında gümüş izler bırakarak ilerliyorlar.

Keşke o uçakların içinde insan olduğuna inanabilsem.





10- HAYALETİN GARİP HUYLARI (Sometimes they come back)


Karakterler :

Jim Norman : İngilizce öğretmen (ana karakter)

Sally Norman : Karısı

Wayne Norman : Ölen abisi

Mekan: Davis Lisesi

Geçtiği Tarih: 1974

Sayfa Sayısı: 35


Konu: Henüz 9 yaşındayken kendisinden 3 yaş büyük abisinin 4 sokak serserisi tarafından bıçaklanarak öldürülmesine şahit olan ama bunu herkesten saklayan bir ingilizce öğretmeninin iblislerle olan hikayesi


Hayaletin Garip Huyları (Sometimes they come back) hakkında önemli bilgiler:


@ 1974 de yazılmış, 1978 yılında bu kitapta yayınlanmış

@ Jim devamlı rüyalarında aynı kabusu gören bir adam

@ Jim lisede öğretmenlik için iş başvurusu yapmaya gittiğinde staj yaptığı sırada bir süre önce sinir krizi geçirdiğini öğreniyoruz, ayrıca şimdiki karısı o zamanlar nişanlısına daha önce bir arabanın çarpıp kaçtığını ve annesinin 2 sene önce kanserden abisinin ise çocukken öldürüldüğünü (bunu başkalarına anlatmıyor ama)

@ Jim kabuslarında kendisi 9 abisi 12 yaşındayken yaşadıkları gerçek olayı görüyordu.O olaylarda abisi 4 tane sokak serserileri tarafından bıçakla öldürüyordu.Kendisi kaçıp kurtuluyordu serserilerin elinden.

@ Sınıfındaki bir öğrencinin araba kazası sonucunda ölmesi üzerine sınıfa yeni dahil olan öğrenci abisini öldüren çocuklardan biri çıkıyor.hem de hiç yaşlanmamış haliyle.çocugun çenesindeki pembe lekeden tanıyor

@ Jim’in sınıfında bir süre sonra bir başka öğrenci daha ölüyor ve yerine 4 serserinin ikincisi sinıfa katılıyor.Hem de eski haliyle.

@ Ve en son bir öğrenci ortadan kaybolur ve 3. serseri de gelir

@ Bu sınıfa katılan 3 öğrenci de Milford Lisesinden geldiklerini söylüyorlar belgelerinde ama Jim araştırdığı zaman öyle bir isimde lise yok fakat aynı isimli bir mezarlık var olduğunu öğreniyor.İşte o an hayaletlerin olduğunu anlıyor


@ 4.kişinin neden gelmediği de ortaya çıkıyor böylece çünkü O hala yaşıyor

@ 3 serseri ve Jim okulda bir konuşma yaparlar daha sonra ölü serseriler karısını öldürmekle tehdit ederler ve bunu gerçekleştirirler.

@ İblislerden kurtulmak isteyen Jim , bir kitap yardımıyla bunu yapmaya koyulur.Onlara okulda geceyarısı randevu verir ve kitaptan öğrendiklerini uygulayarak onları yok eder

@ Ruh çağırırken gereken şeyler abisiyle olan fotoğrafı ,kedi kanı ,abisinin ter karışan bir eşyası ve o çakı ve tahtaya kitapta tarif edildiği gibi beş köşeli yıldız çizer

@ Yardım karşılığında Jim sağ ve sol baş parmağını kurban eder

@ onları yok ederken ona yardım eden hayaletler ise belki de tekrar geleceklerdir. Jim için kabus asla bitmeyecek gözükür.


Önemli Alıntılar:


@ Düşte olaylar çok yavaş gelişiyordu. Her şeyi görecek ve hissedecek zamnı buluyordu insan. Bilinen bir sonuca doğru gelişen olayları yeniden yaşamak da dehşeti arttırıyordu. Kendini uçuruma yuvarlanmak üzere olan bir arabaya bağlanmış gibi çaresiz hissediyordu.


@ Şunu unutma; bir kitabı eleştiriyorsan o kitap da seni eleştiriyor demektir.


@ Jim'in katıldığı grup tedavisi seanslarından birinde bir adam, '' Sinir krizi geçirmek,'' demişti. '' Bir vazoyu kırmaya, sonrada parçaları yapıştırmaya benziyor. O vazoyu bir daha rahatça eline alamıyorsun. İçine çiçek de koyamıyorsun. Çünkü çiçekler için su gerekli su zamkı eritebilir.


@ Telefon açıldı ve kalın bir erkek sesi duyuldu. Hiç de yaşlı değildi bu ses. '' Alo?'' Bu tek sözcüğün tozlu anılar ve duygulardan oluşan zincirleme bir etkisi oldu. Radyoda eski bir şarkıyı duyduğunuz zaman gösterdiğiniz Pavlov türü tepki kadar şaşırtıcıydı.


@ Sonra taziyeye gelenler evden ayrılmaya başladılar. Jim sanki kendini dışarıdan seyrediyordu. Evde çektiğin bir fimde kendini seyretmek gibi bir şeydi bu.





11-ÇİLEK BAHARI (Strawberry Spring) Karakterler : Anlatıcı: ismi bilinmiyor

Mekan: New England New Sharon Öğretmen Okulu Geçtiği Tarih: 1974 Sayfa Sayısı: 10 Konu: 1974 baharında işlenen bir cinayet sonrası gazetede çıkan haberi gören bir adamın 8 yıl öncesinde okulunda işlenen cinayetleri hatırlamasını anlatan bir kısa hikaye.

Çilek Baharı (Strawberry Spring) hakkında önemli bilgiler:

@ 1968 yılında yazılmış ,1978 yılında bu kitapta toplanmış. @ Strawberry spring’in anlamı halk arasında -yaşlı insanların söylediği- tabiri caizse kışın son zamanlarında gelen yalancı bahar gibi bir şey. (pastırma yazı gibi) @ “Springheel Jack” yani vurkaç Jack diye çevirilen, bilinmeyen katile takılan isim.İz bırakmayan anlamında. Aslında anlatıcı vurkaç Jack yerine karındeşen Jack denilmesini istiyor.(1800’lü yıllarda sadece kadınlara saldıran bir katil) @ Yalancı Bahar diye bilinen hava olayı her 8-10 yılda bir geliyor ve yoğun bir sis oluyor. Cinayetler de bu yoğun sisin arkasına gizleniyor. @ Cinayetler hala aydınlanamamış durumda çünkü katil ayak izi bile bırakmıyor. @ İlk cinayet 16 mart 1968 tarihinde işlenmiş ve bır kız öğrenci öldürülmüştü, sisli bir gecede. @ ilk cinayetten sonra tutuklanan maktulün erkek arkadaşı, haberi alan anlatıcıyı hem memnun edıyor hem de hayal kırıklığına uğratıyor @ İkinci cinayette de bir kız kurban vardı, sisli bir gecede. @ Anlatıcı her sisli geceyi anlatışında büyük bir karşı konulmazlık ve hayranlıkla tasvir ediyor bize.Hatta bir seferinde katil erkek sis ise dişi diye tabir ediyor. @ Üçüncü cinayet de yine sisli bir gecede bir kadının ölümüyle sonuçlanıyor @ Üçüncü cinayetten sonra da polis yine birini tutukluyor ama dördüncü cinayet işlenince onu da bırakıyorlar. O da kadın... @ Dördüncü cinayetten sonra kampüs erken tatile giriyor ve cinayetler de son buluyor artık.Anlatıcı o sene sonunda mezun oluyor ve bir sene sonra evlenip bir çocuk sahibi oluyor @ Hikayenin sonunda anlatıcının gazete haberini okuduğunu ve aynı kampüste bir kız cinayetinin daha işlendiğini öğrendiğini anlıyoruz. Karısı çok üzgün çünkü kocasının yani anlatıcının dün gece eve gelmeyip geceyi bir kadınla geçirdiğini düşünüyor.Anlatıcı ise bu suçlamaya hayır diyemiyor çünkü siste dışarı çıkmış ve başına giren ağrıdan sonra hiç bir şey hatırlamıyor. Katil anlatıcıymış.

@ Hikayenin içinde yüzüklerin efendisine atıf yapılmış ve Gollum, Frodo ve Sam’in isimleri geçmiş.

Hikayenin içinde geçen şarkılar; Love Is Blue - Paul Mauriat Hey, Jude - The Beatles Scarborough Fair - Simon & Garfunkel Hey, Look Me Over - Louis Armstrong

Önemli Alıntılar:


@ Çok uzun süre aynı yüzlere bakınca insan onlar hakkında tuhaf şeyler düşünmeye başlıyordu.


@ Alacakaranlıkla birlikte sis de indi. Ağaçlıklı yolları ve binaları neredeyse saygılı bir şekilde örttü. Sis yumuşacıktı, hayal gibiydi ama aynı zamanda amansız ve korkutucuydu. Vurkaç Jack erkekti, bundan kimsenin kuşkusu yoktu ama sis onun suç ortağıydı ve dişiydi...


@ Onu oraya getiren şey neydi? Belki de ihtiyaç duyduğu şey tıpkı katilinki gibi bastırılamayan ve anlaması imkansız bir şeydi. Belki de o sıcak geceyle, sıcak sisle, deniz kokusuyla ve buz gibi bıçakla tutkulu bir aşk yaşamak istemişti.




12-ÇIKINTI (The Ledge)


Karakterler :

Mr.Norris: Anlatıcı, ana karakter, tenis hocası

Cressner: mafya babası

Marcia: Karısı

Tony: BMo Bafya babası


Mekan: Cressner’ın 43.kattaki çatı dairesi

Geçtiği Tarih: bilinmiyor.

Sayfa Sayısı: 19


Konu: Bir mafya babasının, karısıyla ilişki yaşadığı tenis hocasını 43.kattaki dairesinde tehdit ederek onunla girdiği bahsi anlatan kısa hikaye.


Çıkıntı (The ledge) hakkında önemli bilgiler:


@ Kadını gerçekten seviyor.


@ Mafya babası karısını çok umursamıyor onun aklı fikri ölümcül iddialar yapmak.


@ 1976 yılında dergide çıkmış 1978 yılında bu kitapta yayınlanmış.


@ Mr.Norris oraya davet üzerine kendi isteğiyle gidiyor.


@ Norris, Gençlik yıllarında haneye tecavüzden 3 yıl hapis yatmış ve bu iş bulma konusunda onu çok etkiliyor.


@ Bahis sevdalısı Cressner, Mr Norris’i öldürmek yerine onunla bahse girmeye karar veriyor.Ya arabasına yerleştireceği eroini polislere ihbar edecek ya da 13 cm olan apartmanın dışındaki çıkıntıda yürüyerek apartmanı düşmeden tavaf edecek ve 20bin doları ve karısı alıp odadan çıkacak.


@ Bir tarafta 40 yıl hapis yatmak , diğer tarafta 43.kattan düşmek pahasına hem kadını hem parayı almayı seçiyor.


@ Gecenin ayazı ve rüzgar yüzünden Cressner’dan palto isteyen Norris’e yalan söyleyip paltom yok diyor.


@ Norris 13 cm çıkıntının üzerinde yürürken tenisten dolayı kaslanmış kuvvetli ayaklarını kullanıyor.


@ Norris yürürken Cressner devamlı dikkat bozmak için hareketler yapıyor.


@ Norris her ne kadar başarıyla tamamlasa da çok büyük tehlikeler atlatıyor düşmemek için. Özellikle binanın bir tarafında karılaştığı güvercinlerle olan karşılaşması çok inanılmazdı. Köşeye geldiğinde oraya yuva yapmış güvercin tarafından şiddetli şekilde ısırılıyor.


@ İddiayı başardıktan sonra Cressner’ın karısını aslında çoktan öldürdüğünü anlıyor ve sonrasında da onunla olan mücadelesi başlıyor.


@ Norris, Tony’yi etkisiz hale getirip , Marcia’yı öldürdüğünü itiraf eden Cressner ile bu sefer kendi iddaya giriyor ve onu dışarıda yürütüyor.


@ Hikayenin sonunda Cressner en son 3.köşeyi dönüyor ve bir daha haber alınamıyor.muhtemelen düştü ama düşmediyse bile onu elinde silahla bekleyen Norris var.



Önemli Alıntılar:


@ Devamlı taktik değiştirir, demişti Marcia. Bu yolla insanları kendilerini savunmak zorunda bırakıyor. Çok geçmeden onun olacağını sandığın yere hamle yaparsın, ama o seni başka bir yerinden vurur. Mümkün olduğunca az şey söyle Stan.


@ Klasik kadınlar tuvaleti numarası. Adamlarım bu kadar eski bir hileyi yuttukları için kahroldular. Galiba o kadar eski bir numara olduğu için hiç beklemiyorlardı.


@ Yürüyen bir paranoya vakası gibisin.


@ Ben düşünürken sessiz kaldı. Sanırım, bu teklifi kabul edecek kişilerin daima kendi kendilerini ikna ettiklerini biliyordu.


@ Yüzünde bu sahnenin hayalini yüzlerce kez kurmuş ve ilk defa gerçekleştiğini görmenin zevkini yaşayan bir adamın ifadesi vardı.


@ Parmaklığa yaklaştım ama aşağı bakmadım. Zamanı değildi. Derin nefesler almaya başladım.

Aslında bu bir egzersiz değildir, sadece kendi kendini hipnotize etmene yarar. Her bir nefes alış verişinde dikkatini dağıtan bir şeyi aklından kovarsın, aklında önündeki maçtan başka hiçbir şey kalmayana dek...


@ Çıkıntıya baktım. çok küçük görünüyordu. Hiç bu kadar beş santime benzeyen bir on üç santim görmemiştim.


@ Son kez Marcia'yı düşündüm, onun açık kahverengi saçlarını, iri iri gözlerini, muhteşem vücudunu düşündüm. Sonra da hemen onu aklımdan çıkardım. Artık aşağıya bakmak da yoktu. İnsanın o boşluğa bakınca donup kalması işten bile değildi. Donup kalırsan dengeni kaybetmen veya korkudan bayılman çok kolay olurdu. Artık olaya böyle bakmak gerekiyordu. Sol ayak, sağ ayak, odaklanmam gereken tek şey buydu.


@ Balkonun bittiği yere gelince bir an o güvenli korkuluğu bırakamayacağımı sandım, ama kendimi zorladım. Ne on üç santimi dünya kadar yer vardı. Bu çıkıntı yüz elli metre yerine, yerden bir karış yükseklikte olsaydı, bu turu en fazla dört dakikada tamamlardım, diye kendime gaz verdim. Öyleymiş gibi davran...


@ Ciğerlerimden tıslar gibi soluklar çıkıyordu. Bacaklarım pelteleşmişti. Ayak bileklerimdeki tendonlar yüksek voltajlı kablolar gibi titremeye başlamıştı. Kendimi hiç bu kadar ölümlü hissetmemiştim. Azrail bana omzumun üzerinden elimdekini okuyacak kadar yakındı.


@ Güvercinler, özellikle de şehir güvercinleri korku bilmezler. Üstlerine gelen bir kamyon sadece biraz daha hızlı yürümelerini sağlıyorsa, bir çıkıntı üstünde çaresiz kalmış bir adamı ipleyecek değiller.


@ Cressner hiçbir zaman sözünden dönmediğini söylemişti.

Oysa benim öyle bir iddiam yoktur.





13-ÇİMLER BİÇİLECEK ( The lawnmower Man)


KARAKTERLER :


Harold Parkette: Ana Karakter , ev sahibi

Yeşillik ve Açık Hava Hizmetleri: çim biçme makinesinin sahipleri olab şirket


Mekan: Bilinmiyor

Geçtiği tarih: Bilinmiyor

Sayfa sayısı: 11


Konu:

Bir banliyö evinde karısı ve kızıyla birlikte yaşayan Harold yeni bir çim biçme makinesi almaya karar verir.


Çimler Biçilecek (The lawnmower Man) hakkında önemli bilgiler:


@ Harold bahçesiyle gurur duyan ve gerçekten çok güzel çimlere sahip bir aile babası.Bahçe bakımını özenli bir şekilde yaptırıyor.Ta ki çim biçme makinesi köpekten kaçan bit kediyi parçalayana kadar


@ Yaşanan bu trajik olaya şahit olan karı koca ve kızları çok etkileniyorlar ve uzun süre bahçedeki çimlerin bakımı aksıyor.Nerdeyse 1 yıl boyunca ta ki çimlerin arasında bir fare görene kadar


@ Yeni makine siparişini koca göbekli bir adam getiriyor ve arka bahçe çimleri kesilmeye başlandığında makine dehşet bir ses çıkararak çalışmaya ve çimleri kesmeye başlıyor ama işin garibi o göbekli adam da kesilen çimleri yemeye başlıyor


@ Harold şirketi bir gazete ilanından buluyor


@ Makineyi getiren o göbekli kişi sohbet esnasında “Kirke Aşkına” diye bir tabir kullanıyor.Kirke Yunan Mitolojisinde bir tanrı ya da tanrıça


@ Şirketin sahibinin yarı keçi yarı insan biri olduğunu anlıyoruz.Mitolojide Pan adı verilen yaratık


@ Polise ihbar yapan Harold yakalanıyor ve makine tarafından saldırıya uğruyor evin içinde.


@ İhbar alıp gelen polisler kuş banyosunun içinde yarısı yok edilmiş bir ceset buluyorlar muhteşem bir şekilde kesilmiş çimlerin üzerinde


@ 1987 yılında yapılmış 12 dakika süren kısa bir filmi mevcut


@ Ayrıca 1992 yılında, Pierce Brosnan’ın oynadığı ülkemizde “Bahçıvan” olarak çevirilerek yayınlanan film ise kitaptan sadece esinlenerek yapılmış. Film çıktığında King’in ismini kullanıyorlar ama kral bu duruma çok sinirleniyor ve ismini filmden sildiriyor.Çünkü hikayeyle ilgili hiç bir benzerlik bulunmuyor.



Önemli Alıntılar:

@ Bunun gibi tipleri daha önce de görmüştü; belediye temizlik hizmetlerinde veya karayolu onarım işlerinde çalışırlardı. Daima işten kaytarmak ve bir sigara içmek için zaman ayırır, sana boka bakar gibi bakar, istedikleri anda karınla yatacaklarını düşünürlerdi. Harold bu gibi adamlardan hep çekmişti.


@ Birisi onu sarsıyordu. Carla onu sarsıyordu. Bulaşıkları yıkamamış çöpü boşaltmamıştı ve Carla ona çok kızacaktı, ama sorun değildi. Yeter ki onu bu korkunç rüyadan uyandırsın, normal dünyaya korse takan, tavşan dişli Carla'sına geri getirsin...




14-BIRAKANLAR ŞİRKETİ (Quitters,Inc)


Karakterler :

Dick Morrison (ana karakter, sigarayı bırakmak isteyen kişi)

Jimmy McCann (arkadaşı, şirketi öneren kişi)

Viktor Donatti (müşteri danışmanı)


Mekan: New York

Geçtiği Tarih: bilinmiyor

Sayfa Sayısı: 24


Konu: Sigara tiryakisi olan Dick tesadüfen karşılaştığı bir arkadaşı sayesinde öğrendiği sigara bırakma şirketine gider ama tahmin etmediği şeyin şirketin sigarayı bıraktırmak için kullandığı tekniklerdir.


Bırakanlar Şirketi (Quitters,Inc) hakkında önemli bilgiler:


@ Bu hikaye diğerlerinin aksine ilk defa bu kitap için yazılmış 1978 yılında.


@ Kral bu hikayesinde karakterleriyle birlikte Phillip Morris şirketine atıfta bulunuyor.Bu hikaye yazılırken ABD’de sigarayı bırakma kampanyaları yaygınlaşmış haldeydi.


@ Morrison, üniversiteden oda arkadaşı McCann’i bir yıl sonra ilk gördüğünde onun kilolu olduğunu ama şimdi oldukça kilo verdiğini gözlemliyor.


@ Morrison evli ve zeka özürlü bir çocuğu var.


@ Şirketin sloganı “duman olup uçmaktan vazgeçin” ve yüzde 98 başarı oranına sahip.Şirket reklam vermiyor sadece ağızdan ağıza yayılarak tanınıyor.


@ Tedavinin nasıl olacağı hakkında fikir vermek isterken bir odanın içindeki tavşana elektrik vererek gösteriyor.


@ Anlaşma yaptıktan sonra ilk ay 24 saat , ikinci ve üçüncü aylarda 18 saat , dördüncü ay 24 saat , belinci aydan bir seneye kadar 12 saat sonrasında ise herhangi bir anda kontrol altında tutuluyorsun.


@ Bu aşamada eğer sigara içersen 10 kereye kdar aile üyeleri zarar görüyor (elektrik verme, dayak yeme gibi).En son ihlalde ise öldürülüyorsun.


@ Sadece sigarayı bırakmak da yeterli olmuyor ayrıca kilo almamanız da gerekiyor eğer alırsanız karınızın parmağını kesiyorlar.


@ Hikayenin en sonunda Morrison bir tiyatro oyununda Jimmy McCann ve eşini görüyor.Kadınla tokalaştığı zaman bir parmağının kesil olduğunu anlıyor.



Önemli Alıntılar:


@ Ama bunun ne anlama geldiğini düşünün. Bir adamı hapse attığınız zaman onun sex hayatını da sona erdirmiş oluyorsunuz. İçkisini, siyasetini, hareket etme özgürlüğünü elinden alıyorsunuz. Ama bu yüzden ayaklanma olmuyor. Olsa bile böyle şeyler nispeten az görülüyor. Ama mahkumun sigarasını elinden aldınız mı... Gümm! Pattt!


@ Pragmatik bir sorun yine pragmatik bir çözüm gerektirir.


@ Ama bırakamayan o yüzde ikilik grup bile bir daha sigara içmez. Bunu garantileriz.


@ Sevgi uyuşturucuların en tehlikelisiydi. Romantikler var olup olmadığını tartışadursun, pragmatikler sevgiyi kabul ediyor ve ondan yararlanıyorlardı.


@ Romantik bir kimse bir işi yapmaya kalktığı ve bunu başaramadığı zaman ona madalya verirler. Pragmatik biri başarılı olduğu zaman ona gebermesini söylerler...


@ Bayan McCann'in sıradan bir tipi vardı ama çok mutlu olan kadınlara özgü o ışıl ışıl güzelliği taşıyordu.




15-NE İSTEDİĞİNİ BİLİYORUM (I know what do you need)


Karakterler:

 Elizabeth Rogan: Ana karakter; okulun gözde güzel öğrencisi

 Edward Jacksob Hamner: Ana karaktere Elizabeth’e aşık olan kişi

 Alice: Elizabeth’in oda arkadaşı

 Tony Lombard: Elizabeth’in erkek arkadaşı

 

Mekan: Maine

Geçtiği tarih: bilinmiyor

Sayfa sayısı: 28

 

Konu: Okulun güzel ve popüler kızı olan Elizabeth’in O’nun ruhundan şaşırtıcı şekilde anlayan Ed adlı öğrenciyle yaşadığı ilişki

 

Ne istediğini biliyorum (I know what do you need) hakkında önemli bilgiler:

 

@ 1976 yılında yazılmış daha sonra bu kitap içinde basılmış

 

@ Aslında Elizabeth Ed’i ilk gördüğünde onu bir yerden tanıdığını düşünüyorum ama sonra dejavu herhalde deyip geçiştiriyor

 

@ Ed ‘in paranormal güçleri var ve bunu herkes üzerinde rahatça kullanabiliyor. İnsanların ne istediğini neye ihtiyacı olduğunu doğru şekilde anlayabiliyor. İlk olarak Elizabeth ders çalışırken karsısına çıkıp çilekli dondurma istiyorsun demesi bunun en basit örneği

 

@ Ed her iki ayağına da farklı iki çorap giyiyor. Bunun vurgulanması Ed’in hiçbir şeyi umursamaz olmasını anlamamız olabilir. Kendisinden başka herkesin mutluluğunu düşünen bir karakter ana bunu yaparken acımasız olabiliyor

 

@ Ed’in dondurmadan sonraki hamlesi Elizabeth’in gireceği sosyoloji sınavı sorularını ona vermek oluyor. Bunu daha önceki sınavlarda sorduğu soruların aritmetiğinden tahmin ettiğini söylüyor

 

@ Elizabeth’in Tom adında bir sevgilisi var ve birbirlerini çok seviyorlar fakat o yaz tatili esnasında Tom evlenme fikrini açınca Elizabeth karmakarışık duygulara giriyor. İstediğinin bu olmadığını düşünüyor

 

@ Araba çarpması Tony’in ölüm haberini alan Elizabeth şoka girip bayılıyor ve sonrasında da çok üzgün ama hastalıklı bir tarafı aslında Tony öldüğü için seviniyor çünkü evlenmekten otomatik olarak kurtulmuş oluyor. Sorun kendiliğinden çözüldü!

 

@ Elizabeth yaz sonra erip eve dönmeden bir gün önce karşısına Ed çıktığında çok şaşırıyor. Fakat Ed, oda arkadaşı Alice’den haber aldığını söyleyip geldiğini söylüyor. Âmâ burada bir gariplik olduğu fikri Elizabeth’i kemirse de tekrar aşık olma fikri daha ağır basıyor çünkü Ed o ne istiyorsa onu veriyor kendisine

 

@ Okul tekrar başladığında Ed ortalarda gözükmüyor ama Elizabeth onu görmeyi çok istiyor. Çıkma tekliflerini reddedip kendini derslere veriyor. Odasına erken dönüyor genelde ve bu zamanlarda oda arkadaşı Alice’e dedektiflik bürosundan zarflar geldiğini fark ediyor ama umursamıyor

 

@ Ed bir gün çıkıp geldiğinde Elizabeth ona koşulsuzca teslim oluyor ve ilişkileri başlıyor. Ed her şeyi görebilip tahmin etme yeteneğine sahip olduğu için Elizabeth’e her istediğini veriyor.1950 model Dans yarışmasında birincilikleri bile oluyor

 

@ Alice dedektiflik bürosundan aldığı bütün verilerden sonra Elizabeth ile konuşmaya başlıyor ve ona bütün gerçekleri söylüyor. En önemlisi de Tony kaza geçirdiğinde asla Ed ile temas kurmadığı

 

@ Dedektiflik bürosunun araştırmalarından sonra Ed’in çocukluğunda babasına kumar oynarken yardım ettiği ve batmış olan ailesini bataklıktan kurtardığını anlıyoruz. Babası oğluma şans meleğim diyerek yanına alıyor

 

@ Ed ayrıca annesine de evliliğini kurtarma yolunda yardımcı oluyor. Fakat annesi ona şeytan diyor ve onu öldürmek bile istiyor

 

@ Ed’in anne ve babası arabayla uçurumda uçarak ölüyorlar ve Ed’e 1 milyon dolarlık bir hisse kalıyor

 

@ Alice, Elizabeth’e Ed hakkında şu cümleyi kuruyor “Bu bir sevgi değil. Tecavüz”

 

@ Elizabeth Ed’in evine gitmeye karar veriyor ve yol boyunca kafasında bir sürü düşünce onu kemiriyor. Ed’i gerçekten seviyor mu yoksa O bir çeşit psişik bir ayna mı bana ne istediğimi gösteren

 

@ Elizabeth eve gittiğinde Ed olmadığını görünce içeri girip eşyalarını karıştırır ve dolabında woodo kitapları, ilkokuldaki oyuncak bebeği ve kendine ait saçları bulur. Ayrıca anne ve babasının ölümüne neden olan araç ile Tony’in ölümüne neden olan şeyleri de o kutunun içinde görür

 

@ Elizabeth önce woodo bebeğini kırıp parçalar ve bütün kutunun içindekileri alıp evi terk eder. Her şeyi nehre atarak Ed’i ve yaşadıklarını terk etmiştir

 

@ Aslında bu hikâyede Ed’in çok büyük güçleri olmasına rağmen onu sadece insanların kendisini sevmesi için kullandığını görüyoruz. Babası onu sevsin, annesi evliliğini kurtarıp mutu olsun, iyi bir ailesi olan, âşık olduğu kadın onu sevsin vs.

 

@ Hikâyenin sonu ucu açık aslında. Elizabeth’in kafasında ya gerçekten kimseyi sevemezsem sorusu kalıyor, her ne kadar ben bu kadar basit birimiyim dese bile

 

@ Ed, her şey ortaya çıksa bile Elizabeth’i durdurmak için hiçbir şey yapmıyor. Ona zarar vermek aklının ucundan bile geçmiyor

 

@ Akılda kalan bir soru: her şeyi tahmin edip görebilen Ed neden o gün eve Elizabeth’ten sonra geliyor, Bunları nasıl göremiyor?

 


Önemli Alıntılar:


@ Onu etkilemek için yılın en uygunsuz zamanını seçen bu tuhaf genci başından atmaya çalışarak zaman kaybedemezdi.


@ Tony konusunda karar vermeye çalışırken kader onun yerine bu sorunu çözümlemişti. Hastalıklı bir parçası böyle olmasına gizli gizli seviniyordu. Çünkü Elizabeth tony ile evlenmek istemiyordu.


@ Bazen çok yakın olmadığın biri ile zaman geçirmek iyi gelir.


@ İnsanın farkına varmadan birine nasıl da güvenmeye başladığını düşünüyordu. Uyuşturucuya alışmış bir insan gibi. İnsan kendini istediğim an bırakabilirim, diyerek kandırıyordu.


@ Belki sana zarar vermek de istemiyor. Ama aslında bunu yaptı bile. Kendini sana sevdirdi. İstediğin ve ihtiyacın olan her gizli şeyi öğrenerek yaptı bunu. Ama bu sevgi degil. Tecavüz!..


Film hakkında:


Hikayenin Dolar Bebek filmi versiyonu Temmuz 2021'de kitlesel fonlama yoluyla tam olarak hikayede belirtilen yerlerde, güzel Maine Üniversitesi kampüsünde çekildi. Yönetmenliğini ve yapımcılığını Julia Marchese üstlendi.

Julia Marchese hikayeyi King'in eserleri arasında en sevdiği film olarak gösteriyor.

30 Ağustos 2022'de bir tanıtım fragmanı yayınlandı.

Filmin galası 2023 Maine Uluslararası Film Festivali'nde yapıldı.


Yönetmen Julia Marchese'nin film ile ilgili röportajından bir kesit:


Bu filmi, kütüphane ve Stephen King'in yurdu da dahil olmak üzere kısa öyküdeki TAM mekanlarda çekebilmek inanılmaz derecede şaşırtıcıydı. Filmi 2021 yazında, üniversitenin çoğunlukla boş olduğu bir zamanda çektik ve yurtlarda hep birlikte kaldık, dolayısıyla biraz yaz kampı gibiydi. Oyuncularımı ve ekibimi zoom aracılığıyla işe almak zorunda kaldım, dolayısıyla çekimlere başlamadan önce çoğuyla şahsen tanışmamıştım. Bu yapım için bir araya gelmemiş 22 kişiyi bir araya getirdiğim için biraz gergindim, bazıları yatakhane odalarını paylaşıyordu ki bu da armut şekline dönüşebilirdi, ama herkes o kadar muhteşem bir şekilde anlaştı ve o kadar çabuk bir araya geldi ki bu muhteşemdi. Kesinlikle birlik olduk ve herkes (ben de dahil) her şeyin bu kadar kolay bir şekilde bir araya gelmesine biraz şaşırmış görünüyordu. Herkes çekimin rüya gibi hissettirdiğini söyledi; yetmişli yıllarda Stephen King'in dünyasına bir haftalığına, dünyaya kapalı bir şekilde girdik. Yapım sırasında King'in yurt odasında uyuyabilmem akıllara durgunluk vericiydi...


Film bir festival filmi olarak çekildiği için internette full versiyonu yayımlanmamaktadır.





15- MISIRIN ÇOCUKLARI (The childrens of the corn)

 

Karakterler:

Burt Robeson: Ana karakter

Vicky Robeson: Burt’un karısı

Isaac: Gatlin Kasabasındaki çocuklardan biri. Lider konumunda

 

Mekan: Nebraska, Gatlin Kasabası

Geçtiği tarih: 1976

Sayfa sayısı: 35

 

Konu: Evliliklerine son bir şans vermek için California’ya tatile giden Burt ve Vicky kestirme yoldan gitmek için anayoldan saparlar ve Gatlin Kasabası girişinde bir çocuğa çarparlar. Bundan sonra gizemli kasabada yaşanan olayları anlatan ve “sıraların ardında yaşayan” ile mücadelelerini anlatan kısa hikaye.

 

Mısırın çocukları (The childrens of the corn) hakkında önemli bilgiler:

 

@ Olayların geçtiği Gatlin Kasabası It,The Stand ve 1922 romanlarında da geçmektedir

 

@ Burt ve Vicky evlilik hayatlarında artık sona yaklaşmışlar. Her şeyi tartışır hale gelmişler ve her şey birbirlerine batar hale gelmiş.Bu durumu kurtarmak için çıktıkları California yolculuğunda bile nefes almaları bile birbirlerini rahatsız edici vaziyet almış.İşte tam bu sırada , anayoldan ayrılıp kestirmeden giderlerken mısır tarlaları arasından yola fırlayan bir çocuğa çarptıklarında kötü bir evlilikten bile daha kötü şeyler olabileceğinin farkına varıyorlar

 

@ Burt ve Vicky ağız dalaşı yaparlarken mısır tarlalarının arasından fırlayan 13 yaşındaki bir çocuğa çarpıyorlar. Fakat arabadan indikten sonra çocuğun boğazının kesilmiş olduğunu görüyolar

 

@ Cesedi bagaja atıp yola devam edip yakındaki Gatlin Kasabası’na gitmeye karar verdiklerinde yan yola saptıklarından beri yanlarından neredeyse hiç araba geçmediğini fark ettiler ve aynı zamanda sanki mısır tarlasının arasında birçok kişi onları izliyormuş gibi bir hisse kapıldılar

 

@ Yolda radyoyu açtıklarında duydukları şey “kefaret” ve “bizi ancak kuzunun kanı kurtarabilir” cümleleriydi

 

@ Kasabaya giriş yaptıklarında nüfusun yaklaşık 5000 kişi olduğunu ama ortalıkta bir kişinin bile olmadığını anlıyoruz.Ayrıca benzin istasyonunda 4 yıl öncesinin fiyatları olduğunu görüyoruz

 

@ Endişe edici bir ortam olmasına rağmen Burt ısrarla adliye gibi bir yere gidip olayı bildirmek istiyor. Karısı Vicky ise ısrarla gitmelerini söylüyor.İşte bu sırada uzaktan gelen çocuk seslerini duyup rahatlama geliyor Burt’e…

 

@ Burt en son kiliseyi de kontrol etmek istedi ve bu sırada karısının anahtarını alarak onun arabanın içinde kalmasını sağladı.Bu da onu son kez canlı gördüğü an olacaktı

 

@ Aslında içine girdiği yer eski bir kilise yeni bir tapınaktı.Korkunç bir tapınak Isa bile korkunç bir şekilde resmedilmiş.Tıpkı kurbanını arayan kana susamış bir ilah gibi

 

@ Burt içerideki eşyaları incelerken bir defter buluyor ve içerisinde bir çok isim ve doğum tarihleri buluyor.Bunların ortak özelliği ise hepsinin 19 yaşında olması

 

@ Burt öyle bir şey keşfediyor ki burada kurban edilenler kuzular değil insanlar.Ve burdaki tanrı da “Mısırların Tanrısı”

 

@ Kasabanın çocuklarının karısını arabadan alarak kaybolmalarına mani olamayan ve saldıraya uğrayıp kaçmaya başlayan Burt, tam da o sırada keşke karımı dinleseydim diye düşünceye kapıldı

 

@ Burt mısır tarlasının arasından kaçmaya devam ederken ne bir böcek ne bir sinek ne bir karga ne de bir sararmış yaprak olmadığını fark ediyor. Kusursuz bir Mısır Tarlası

 

@ Burt açıklığa ulaştığı zaman karısının gözleri oyulmuş bir şekilde çarmığa gerilmiş bedenini gördü.Daha sonra da devasa bir şey geldi gözleri kırmızı ve futbol topu büyüklüğünde olan bir şey.O ,mısırların arasında dolaşandı…Ve sonra gökyüzüne yükseldi

 

@ Burt yaşadığı şokla bayılıyor ve ayıldığında açıklıkta çocukların 9 yaşındaki Isaac’ın etrafında O’nu dinlediklerini görüyor. Isaac konuşmasında (vaaz verir gibi) Mısır Tanrısının kurbandan memnun olmadığını ve kefaret yaşının 18’e düştüğünü söylüyor

 

@ Hikayenin sonunda 18 yaşına gelmiş çocukların kendi istekleriyle açıklığa gidip kurban edildiklerini anlıyoruz. Ayrıca Burt’e ne olduğu hakkında hiç bir fikrimiz yok

 

 

Önemli Alıntılar:


@ Evliliğimizi kurtarıyoruz evet. Tıpkı savaşta köyleri kurtardığımız gibi...

 

@ -bazen seninle nasıl evlendiğimi düşünüyorum

-bir tek sözcük söyleyerek

 

@ Burt öyle bir şey keşfediyor ki burada kurban edilenler kuzular değil insanlar. Ve burdaki tanrı da “Mısırların Tanrısı”


@ Burt doğruldu. Sendelemeye başlayan karısını tuttu. Usulca, ''Bayılma...'' dedi. Beni duyuyor musun, Vicky? Sakın bayılma.''


@ Bu sözleri arka arkaya tekrarladı. Sonunda kadın kendini biraz toplamaya başlayıp kocasına sıkıca sarıldı. Sanki öğle güneşinin aydınlattığı yolda çocuğun ölüsünün başında dans ediyorlardı.


@ Burt koşarak beyaz çizginin üzerinde duran bavula doğru gitti. Bavul empresyonist bir ressamın yaptığı bir tablodaki odak noktası gibiydi.


@ Gerçi Burt bir grup çocuğun, deli bile olsalar, uzun süre sessiz kalacaklarını hiç sanmıyordu. Galiba daha çocukça bir şey yapmışlardı. Sonuca aldırmadan onu kovalamaktan vazgeçmiş, kalkıp evlerine gitmişlerdi.


@ Mısırların arasındaki açıklığa giderek orada ne olduğunu anlamanın zamanı gelmişti. Başından beri plan bu değil miydi, diye düşündü. Ben karayoluna doğru gittiğimi sanarken beni buraya doğru çekmediler mi?


 



17-MERDİVENDEKİ SON BASAMAK (The last rung on the ladder)


Karakterler:

Larry: Ana karakter

Katrina: Larry’nin kızkardeşi


Mekan: Nebraska , Hemingford Home

Geçtiği tarih:

Sayfa sayısı: 13


Konu: Kızkardeşinden aldığı mektup sonrasında geçmişine dönen Larry ve kızkardeşinin trajedik hikayesi


Merdivendeki son basamak (The childrens of the corn) hakkında önemli bilgiler:


@ 13 sayfalık bu kısa hikaye; yoğun duygunun bir araya sığdırıldığı korkudan çok gerilim ve ağır trajedi içeren bir başyapıt adeta.


@ Hikaye Larry’e kızkardeşinden gelen bir mektup üzerine kurulmuş ve içinde ne yazdığının gizemini yaratıyor.


@ Larry kız kardeşinden 2 yaş büyük. Karısından ayrılmış ve çok fazla yakın arkadaşı olmayan biri. Çok başarılı ve çok yoğun çalışan bir avukat.


@ Babası ile birlikte Los Angelos dönüşü sonrasında kız kardeşinden gelen mektubu alıyor ve tüm hayatı alt üst oluyor. Mektup aldıktan sonra babasının Los Angelos’a giderken camdan aşağıya bakıp söylediği “göründüğünden çok daha uzakta” sözü on daha da çok koyuyor.


@ Mektubun geç gelme sebebi Larry’nin son zamanlarda sıkça taşınmasından dolayı eline ulaşamaması.


@ Los Angelos’a kızkardeşinin cenazesi sebebiyle gidiyorlar.


@ İki kardeş çiftlik evlerinde çatı katından ahıra doğru açılan bir merdivenin en tepesinden samanlığın üzerine atlama oyunu oynuyorlar. Çok tehlikeli bir atlayış olmasına rağmen inanılmaz heyecanlı olduğu için de asla vazgeçemiyorlar ve bunu da babalarından habersiz şekilde yapıyorlar.


@ Yine bir gün gizli bir atlayış yapmak üzereylerken merdivenin bir basamağı kırılıyor ve Kitty elleriyle asılı kalıyor ama altında saman yerine beton yığını var.İşte bu esnada Larry elleriyle samanların Kitty’nin düşeceği yerin altına taşıyarak onun ufk sıyrıklarla bu kazayı atlatmasını sağlıyor


@ Daha sonra bu kaza hakkında konuştuklarında Kitty abisine ne yaptığını bilmediğini ama atla komutunu aldıktan sonra ona güvenerek atladığını söylüyor.” Sen benim abimsin. Beni koruyacağını biliyordum.”


@ Bu kazadan sonra ikisi de bir daha bu atlayışı yapmıyor.


@ Kız kardeşinin Los Angelos’da ölüm haberini gazeteler “Telekız binanın en üst katından ölüme atladı” şeklinde öğreniyorlar.


@ Kitty güzellik yarışmasına girip kazanıyor be jüri üyelerinden biriyle evleniyor. Burda da bir çarpıklığa vurgu yapılmış.


@ Kız kardeşinin hep mutsuz olduğunu ve Larry’i hep yanına çağırıp görüşmek istediğini anlıyoruz. Ama Larry çok yoğun ve asla gidemiyor.


@ Israrla çağırmasına rağmen Larry Onu görmeye gitmiyor/gidemiyor ve boşandıktan sonra da açıkçası kızkardeşi aklından tamamen çıkma noktasına geliyor.


@ Ve hikayenin sonunda mektupta ne yazdığını öğreniyoruz. “ Son günlerde bunu sıkça düşünür oldum…Ve şuna karar verdim. Sen o saman yığınını yapmadan önce son basamak kırılsaydı, benim için daha iyi olacaktı.”


@ Larry kendini iyi hissetmek için kardeşinin sadece beklemekten sıkılmış olduğundan bunu yaptığına inanmak istiyor. Yoksa eğer onu unuttuğuna inanmış olsaydı Larry bu duygu ile heralde yaşayamazdı.



Önemli Alıntılar:


@ Sevgili Larry'nin aklında tek bir cümle vardı. Ama bir cümle yeterince anlamlı olabiliyordu. Yeterliydi.


@ İnsanın unutamadığı, tarif edemediği şeyler vardır. Ben tarif edebilirim... bir bakıma. Ama ne kadar güzel, ne kadar kusursuz olduğunu anlayabileceğiniz şekilde ifade edemem. Hayatım boyunca gördüğüm tam anlamıyla gerçek ve tam anlamıyla doğru birkaç şeyden biriydi bu sahne. O sahneyi tüm gerçekliğiyle anlatamam. Ne kalemimle ne de dilimle başarabilirim bunu.


@ İmzalı bir itiraf gibiydik.




18-ÇİÇEKLERİ SEVEN ADAM ( The man who loved flowers)


Karakterler:

Aşk: Adını bilmiyoruz ama adının bu olduğunu düşünen ana karakter

Norma: sevgilisi olduğunu düşünüyoruz


Mekan: New York

Geçtiği tarih: 1973

Sayfa sayısı: 7


Konu: Güzel bir mayıs akşamında new york sokaklarında yürüyen yakışıklı ve genç bir adamın çiçek alıp sevgilisiyle buluşmaya gitme hikayesi.


Çiçekleri seven adam (The man who loved flowers) hakkında önemli bilgiler:


@ Hikayede ısrarla vurgulanan şey güzel bir hava, içi aşk enerjisiyle dolan bir adam. Yürüyüşü esnasında çevresine de o duyguyu kolayca yansıtıyor.


@ Adam aslında bir seri katil ve sebebi de yıllar önce muhtemelen ölmüş sevgilisi.


@ Adamın cebinde bir şey var ve elini oraya götürüp dokunduğunda içindeki bütün iyi enerji yok oluyor bir anlığına ve korkunç bir duygu kaplıyor.


@ Sarı çiçekler bazı kültürlerde ölümü temsil eder.


@Kurbanını cebinde taşıdığı çekiçle öldürüyor.


Önemli Alıntılar:


@ Ilık bir hava vardı, gökyüzü yavaş yavaş maviden alacakaranlığın moruna doğru kararmaktaydı. Bir şehri seven insanlar vardır; işte bunun gibi akşamlar onların şehri sevmelerini sağlar.


@ Geçmişe duyulan özlemin hayal kırıklığına dönüşmeyeceği tek mevsim ilkbahardır; yaşlı kadın yoluna devam ederken o genç adama laf attığı ve ondan karşılık bulduğu için memnundu.


@ İlkbahar giderek yaza sokuluyordu ve bu şehirde yaz rüyaların mevsimiydi.


@ Gri takım elbiseli genç adam geri gelip el arabasındaki çiçeklere bakarken çiçekçi, ''Genç dostum,'' dedi. Adam altmış sekiz yaşında falandı; hava sıcak olmasına rağmen üstünde yırtık pırtık gri bir kazak, başında da bir kep vardı. Yüzü kırışıklarla dolu bir harita gibiydi., gözlerinin altı torba gibi şişti ve parmaklarının arasında bir sigara tutuyordu. Ama ilkbaharda genç olmanın nasıl bir şey olduğunu unutmamıştı... Genç ve sırılsıklam aşık olmanın.


@ Bu çocuk aşık değil de hasta olsaydı, onu hemen yoğun bakıma alırlardı.


@ Genç adam elinde çiçekleriyle yürürken çamaşırhane önündeki kadınların konuşmayı kesip kederli gözlerle ona baktıklarını fark etmedi; bu kadınlara çiçek getirildiği günler çok geride kalmıştı.


@ Çiçekler elinden düşerken ambalajından kurtuldu ve kırmızı, sarı ve beyaz çay gülleri kedilerin karanlıkta çığlıklar atarak aşk yaptıkları çöp tenekelerinin yanına saçıldı.


@ ilkbahardan daha güzel tek bir şey varsa, o da gençlik aşkıdır.




19-SON BİR KADEH (One for the road)


Karakterler:

Booth: Anlatıcı; ana karakter

Herb “Tooky” Tooklander: Barın sahibi

Gerard Lumley: Kar fırtınası yüzünden yolda kalmış yardım isteyen yabancı


Mekan: Falmouth,Jerusalem’s Lot’a 20 km uzaklıkta bir kasaba.

Geçtiği tarih:Salem’s Lot romanından 2 sene sonrayı anlatır.

Sayfa sayısı: 19


Konu: Yoğun kar fırtınası esnasında bar sahibi Herb ve kadim dostu Booth barda takılırken arabası kar fırtınasında mahsur kalan ve içinde karısı ve kızını bırakan Gerard’ın yardım istemesi sonucu vampirlerle dolu Salem’s Lot bölgesine giden 3 kişinin yaşam mücadelesi.


Son bir kadeh (One for the road) hakkında önemli bilgiler:

@ 1977 yılında yazıldı ve Hayaletin Garip Huyları adlı kitabında kısa hikaye olarak yayınlandı.


@ Bu kısa hikaye Jerusalem’s Lot adlı romandan 2 yıl sonrasını anlatır. Ben ve Mark koca kasabayı vampirlerden kurtulmak için ateşe vermişlerdi ama yangından kurtulan ve geride kalan bir kaç vampirin kasabayı kontrol ettiğini görüyoruz.


@ Aşırı katolik bir kasaba ve devamlı dini şeyler giyinip taşıyorlar. Bunun sebebini anlamak zor değil çünkü yanlarındaki kasaba vampirlerle dolu.


@ Bu kasabada yaşayan Booth, protestan olmasına rağmen kendin korumak içn Papa’nın madalyasını takıyor.


@ Hikayenin başlangıcında anlatıcının anlatmasından anladığımız kadarıyla müthiş yoğun bir kar fırtınası var ve tüm yollar neredeyse kapanmış vaziyette.


@ Booth ve Tooky gece kapanmadan önce barda oturup klasik sohbetlerini yaparlarken birden içeri giren yabancı çaresizce kar fırtınasında mahsur kalan arabanın içindeki karısı ve kızını kurtarmalarını ister.Yabancının korkusu dehşet soğuk hava iken kahramanlarımızın aklına ilk gelen vampirler olmuştur.Çünkü araç Jerusalem’s Lot yanında mahsur kalmıştır!


@ Adam bara ulaşmak için tam 9 km yol yürümüştür.


@ Her ne kadar korksalar ve oraya gitmek istemeseler de yabancıya yardım etmeye karar verirler ama bir şartla. Eğer arabayı bulduklarında karısı ve kızı içinde değilse asla peşlerinden aramaya gitme.


@ Lumley’in mahsur kalan arabasının markası Mercedes.


@ Vampiri gördüğünüz ilk andan itibaren ona karşı koyamamak; yani adeta donup kalarak tepki vermeden teslim olmak gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Örneğin son anda Booth küçük kızı görür ve O’nun kendisini öpme isteğine bile bile karşı koyamaz ta ki Tookey küçük vampire incil fırlatana kadar.


@ Bu her ne kadar korkunç bir vampir hikayesi olsa da içinde çok derin bir soru da barındırıyor. ”Çok sevdiğiniz birinin başka bir şeye dönüştüğünü ve size zarar vereceğini bilseniz bile hiçbir şeyi sorgulamadan ona gidermiydiniz?''


Önemli Alıntılar:

@ Ben rüzgardan hoşlanmıyorum. Şiddetlenip ulumaya başladığı zaman özellikle, rüzgar karları sürükleyerek yüzlerce acayip biçime soktuğunda, uğultusunda sanki dünyanın bütün korku, azap ve nefretini topladığında. Kar fırtınasında ölüm vardır. Beyaz ölüm. Ve belki ölümün de ötesinde bir şey. Kapıları kitleyip panjurları kapattığınız ve rahat yatağınıza girdiğiniz zaman bile rüzgarın sesini duymak istemezsiniz. Arabadayken bu uğultu daha da korkunçlaşır. üstelik biz Salem's Lot'a gidiyorduk.


@ Ne yaparsanız yapın, Jerusalem's Lot'a giden yola sapmayın. Özellikle karanlık bastıktan sonra. Orada bir yerde küçük bir kız dolaşıyor. Ve bence hala birini öpmek istiyor.


@ O zamana dek bu yabancı kadar dehşete kapılmış bir insan hiç görmemiştim. Bütün gün ısırgan otu yemiş bir beygire benziyordu.



2011 yapımı filmin yönetmeni: Paul Ward

2011 yapımı filmin oyuncu kadrosu: Reggie Benister, Adam Robitel, Danny O’Conner

2011 yapımı filmin analizi:

Kitap; barın sahibi Herb Tookey'in barı kapatmaya hazırlandığı esnada, mekana donmak üzere olan bir yabancının girmesiyle başlıyor. Yabancının kestirme yol olduğu için bilmediği yoldan gittiğini ve yolunu kaybettiğini, Jerusalem's Lot tabelasına saptığını, arabasının kara saplanmış halde olduğunu, eşi ve kızını kurtarmak için yardım aradığını söylemesiyle devam ediyor.

Fakat film; Jerusalem's Lot'un yanmasından 10 sene sonra Tookey'in Barında Tookey'in eşinin olduğu bir sırada yolunu kısaltmak için Jerusalem's Lot'un yakınından geçerek gelen yabancının bara girişiyle başlıyor. Yabancı burayı kim satın aldı diye soruyor. Tookey'in eşi de Diane ve kocası diye cevap veriyor. Yabancı ile sohpet ederlerken kadın yabancının kullandığı yolu öğrenince hayretler içerisinde kalıyor.

Filmin devamı Tookey'in eşinin yabancıya 4 yıl önce başlarına gelen inanılması zor olayı ''eski bir hayalet hikayesi'' tadında anlatmasıyla devam ediyor. Kitapta yaşanan olay günümüzde geçmekteyken, filmde geçmiş zaman hikayesi şeklinde veriliyor. Tookey'in eşi, yabancıya 4 yıl önce kocasını kaybettiği zaman başına gelen bu felaketi anlatmaya başlayınca film; yolunu kaybeden, Jerusalem's Lot tabelasına sapan ve arabası kara saplanmış olan yabancının yardım arayışı için bara girmesi sahnesine dönüyor. İçeri giren adamın adı Jerry Lumley, kitaptaki isim ise Gerard Lumleydi. Kitapta barda Tookey ile Booth iki erkek arkadaşın barda otururlarken anlatılan hikaye, filmde Tookey ile eşi barda otururken şeklinde gösteriliyor.

Kitapta arabayı bulduklarında arabanın burnu kara gömülmüş hatta rüzgar başka bir kar yığınını da arabanın sol yanına doğru sürüklemiş bir haldeydi. Fakat filmde arabanın bulunduğu sahnede hiç kar yok. Hava sadece yağmurlu.

Film akışı genel hikayeye büyük ölçüde benzerlik gösterdiği halde ana karakter seçimlerinde karakter cinsiyetleri konusunda kitaba bağlı kalmıyor. Kitapta Gerard Lumley'ı vampir olan eşi ısırdıktan sonra Tookey ile Booth kaçarlarken Booth, Gerard Lumley'in vampire dönüşmüş küçük kızını görüyor. Filmde ise Tookey'in eşi Jerry Lumley'in vampire dönüşmüş küçük oğlunu görüyor.

Tookey'in eşi olaylardan 10 yıl sonra bara gelmiş olan yabancıya hikayeyi anlatmayı bitirdiğinde yabancı bu çok kötü bir hayalet hikayesiydi diye gülerek anlatılan hikayeyi küçümsüyor. Yabancı bardan ayrılırken Tookey'in eşi ''Sam, gece hiçbir şey için durma, ne olursa olsun diyerek yabancıyı uyarıyor ve eline korunması için bir haç bırakıyor. Yabancı yolda giderken önüne Jerry Lumley'in vampire dönüşmüş hali çıkıyor ve onu arabanın içine almasını rica ediyor. Film bu sahne ile bitiyor. Kitapta böyle bir son hikayesi yok.

Film; kitabın genel akışına bir kaç olay kurgusu ve karakter cinsiyeti değişikliği haricinde sadık kalmış kitaptaki en önemli vurguları net ve çarpıcı bir şekilde izleyiciye aktarabilmiştir.




2011 yapımı filmin yönetmeni ve yazarı:William R.A. Rush

Başrollerinde: Daniel Martin Berkey, Michael Lake, Eva E. Emmer, Allie Press, Matthew Ellsworth, Allie Press gibi isimler yer alıyor.


Film; 6 Ekim 1976 vurgusu ile Jerusalem's Lot'un ateşe verilmesiyle başlıyor. 8 Eylül 1998'de Tookey'in barında devam ediyor. Booth yaşlanmış barda içkisini içiyor. Mekanı gençler işletiyor. Bar modarnize ve gençlik esprileri ile dolu. Gençlerden birinin Booth'a nerede oturduğunu sorması üzerine ''3 dakikalık bir mesafe der ve sahne 10 Eylül 1979'a döner. Barı işleten kadın, Booth'a bir kadeh içki koyarken bara donmak üzere olan bir yabancının girişiyle devam ediyor.

Filmde barda Booth, barı işleten kadın bir de çalışan genç bir kız varken, yabancı bara giriyor. Fakat kitapta ''Barda Tookey'le benden başka kimse yoktu. Onunla rüzgarın saçakların etrafında ulumasını dinliyor, şöminedeki alevleri dans ettirmesini seyrediyorduk.'' diyerek barda iki erkek arkadaştan başka kimsenin olmadığını net vurguluyor.

Kitapta Tookey'in eşi vefat ediyor ve Booth ile Tookey eşinin vefatı sonrası yakın arkadaş oluyorlar. Tookey kitapta yaşlı bir amca iken filmde genç bir kadın. Booth, bardaki onu merakla dinleyen çocuklara barın sahibi genç kadının (Tookey rolündeki) eşini kaybetmesi sonrası yakın arkadaş olduklarını anlatıyor.

Filmdeki oyunculuk; konuşma metinlerini düz okunurcasına, bir film tadından ziyade bir piyes edasında, vasat bir performans ile sergileniyor. Filmin ruhunu, akışını, heyecanını hiç hissedemiyorsunuz.





20-ODADAKİ KADIN (The woman in the room)


Karakterler:

Johnny: Ölüm döşeğindeki kadının oğlu


Mekan: Lewiston,Maine

Geçtiği tarih: Bilinmiyor

Sayfa sayısı: 15

Konu: Ölüm döşeğindeki acı çeken annesine kendi yöntemiyle ötenazi kararı almaya çalışan oğlunun yaşadıkları


ODADAKİ KADIN (The woman in the room) hakkında önemli bilgiler:


@ Hikaye çok basit ama bir o kadar da zor bir soruyla başlıyor : “Bunu yapabilir miydi” Yapmaya cesaret edeceği şeyin ağır hasta olan annesini Ona ilaç vererek öldürmek olduğunu sonra anlıyoruz


@ Johnny’nin babasının daha önce öldüğünü anlıyoruz


@Kevin diye bir kardeşi olduğunu anlıyoruz çünkü annesinin ölmesi halinde eve o ve kardeşi bakmak zorunda olduğunu belli ediyor.Hikayenin sonunda ise Kevin’in evlat edinildiğini öğreniyoruz


@ Annesi mide kanseri, çok acı çektiği için artık hastanede yatıyor 3 haftadır ve doktoru Ona acıları dindirmek için riskli bir ameliyat planlıyor


@ Johnny annesini ziyaret edişinde Onun uyuyor olmasını dilemesi durumun ne kadar da içler acısı olduğunu ortaya koyuyor


@ Johnny en son annesini ziyaretinde O’na su verirken bir anda aklına saçma sapan bir fikir geliyor.”Bu bardağın yarısı boş mu yoksa dolu mu?” Bu aslında içinde bulunduğu durumu göz önüne aldığında annesinin yaşaması mı ölümü mü daha iyi sorusunu düşünmesine sebep oluyor.Belki de karar verdiği an o an


@ Annesine kendisinin de rızasıyla evden getirdiği 6 tane ağrı kesiciyi içirerek yanından ayrıldı.Doğru kararı verdiğini düşünüyordu ama duyguları çok düzdü.


@Hikayenin sonunda annesinin ölüp ölmediğini bilmiyoruz ama bu hikayedeki ana nokta annesinin durumundan ziyade Johnny’nin içinde bulunduğu durum.Böyle bir durdumda olsak ne yapardık?


Önemli Alıntılar:

@ İlaç dolabı çeşitli ilaçlarla silme doluydu. Bir voodo büyücü doktorunun şifa muskaları gibi dizilmişlerdi. Bunlar da batı dünyasının muskalarıydı.


@ Evin nabzı halen atıyordu; buzdolabı çalışıp arada bir duruyor; kalorifer evin ısısına göre harlayıp susuyor; saatin guguklu kuşu her yarım saatte bir başını çıkarıp huysuz bir sesle ötüyordu.


@ Koridorda yürüyen hastalar adama ''Yaşayan Ölülerin Gecesi'' adlı korku filmini hatırlatıyordu. Koridorda bir aşağı bir yukarı yavaş yavaş yürüyüşleri korkutucuydu, ama aynı zamanda saygın bir hava da taşıyordu. Ağır Ağır ilerleyen, bir yere gitmeye çalışmayan insanların yürüyüşüydü bu. Kep ve pelerin giymiş mezuniyet törenine giden öğrencilerin yürüyüşüydü.


@ Hastane tuvaletlerinde işemek bu hastane tecrübesini ilahlaştırmak gibi bir şeydi. Tuvaletin her bir köşesi fena halde hastane kokardı: klozetin yanında hemşire çağırma düğmesi, kalkarken tutunabileceğiniz krom bir kol, lavabonun üstünde pembe dezenfektan...


@Sanki hiçliğe giden bir trene yetişmek ister gibiydi...


@ Artık tehlikeli sularda yüzüyordu...



Film ünlü yönetmen Frank Darabont’un ilk denemelerinden bir tanesi.Kendisini Yeşil Yol ve Esaretin Bedeli adlı filmlerin yönetmeliğinden hatırlıyoruz



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


Subscribe here to get my latest posts

Thanks for submitting!

© 2023 by The Book Lover. Proudly created with Wix.com

  • Facebook
  • Twitter
bottom of page